GERÇEK BİR AYNAYA BAKABİLMEK.....!
Aynaya bakmak,
kendini incelemek, kendi ahvâlini doğru bir şekilde tesbit etmek,..... artık ne kadar da zorlaştı !
Kimse kimseye ayna tutmuyor ve ayna olmuyor, kendi imajını bozmak istemiyor. Gerçekleri söyleyen hâkiki dost, pek bulunamıyor. Toplum içinde, başkasının yanında, açık eleştiriyi ve mahcup etmeyi, kasdetmiyoruz tabii ki. Birebir, dostça ve iyi niyetle olanını, yâni "dost acı söyler" görevini, kasdediyoruz.
Bir dosttan, açııkça "ayna görevi" talep etseniz de; "Seni kırmak istemem, ne gereği var, beni yanlış anlarsın, ben olumsuzluklarla uğraşmak istemiyorum, seni kaybetmek yerine olduğun gibi kabul etmeyi uygun bulurum,.......vs. vb." gibi cümleler duyuyorsunuz.
Bir türlü olmuyor.
Dost olmayanlar,
arkanızdan; acımasız ve doğru-yanlış bile demeden, her türlü konuşabiliyorlar.
O ayrı tabii :))
Ama birebirde,
dostça dertleşip de,
iyi niyetle, her konuda, bize net bir ayna tutan, eksiğimizi ve yanlışımızı bildirip, düzeltmemiz için tavsiyelerde bulunan, pek olmuyor.
Bunun birçok sebebi olabilir. Sorsanız bile, cevâben söylenen birkaç cümleyi, az önce arzettim. "Bana düşmez, Seni mi kıralım?, iyisin, hârikasın, Ooo herkes neler yapıyor !" gibi geçiştirmeler çok.
Belki, "kendine sıra gelirse endişesi" de olabilir, bilemeyiz.
Her ne ise ne ama bize açıkça, dürüstçe, perdesiz, net olarak, "dost acı söyler" türünden bir Ayna tutan, pek yok artık.
Bunu biz yapsak,
bize küsmeden ve alınmadan dinleyen, kabul eden ve dikkate alan var mı ? Orası da ayrı bir problemdir lâkin, bu yazıdaki konumuz, o değil.
Zâten artık, bir dosttan ısrarlı talep gelmedikçe, kimse bu, ayna olma veya "Ayna Tutma" görevini, yapmıyor.
Toplumdaki kişiler arası ilişkilerden bahsediyoruz ama Kurumlarda dahî durum şudur :
Eleştiren, eksik ve yanlış bildirenler, ne kadar yetkin olurlarsa olsunlar, en fazla Danışman mesâfesinde tutulurlar. Pek danışılmayan Danışman ! :))
Meselâ bir "Yardımcı" yapılmazlar. Çünkü icrâî görevlerde, aranan öncelikli özellik; aynı fikirde olmak ve sorgulamadan, derhal itaat etmek'tir.
Bu yüzden kurumlar, Stratejik Planlarını hazırlarken,
swot analizini* dahî,
kurum dışından "profesyonel danışman şirketler"e bedeliyle yaptırırlar.
Neyse biz, kurumları bir kenara (işin ilgilisine ve ehline) bırakıp, topluma ve kişiler arası ilişkilere dönelim.
Durum böyle olunca,
yâni "gerçek bir Aynaya bakmak," bu kadar zor olunca, toplumdaki bireylerin de; kendini tanıması, kendini masaya yatırması, kendi nefsini hesâba çekmesi, eksiğini- yanlışını görebilmesi ve kendini düzeltme ihtiyâcı duyması,.......
bir o kadar zorlaşıyor.
Sonuç olarak da,
Toplum içinde, çoğu bireylerimiz; bencil, çıkarcı, kendini beğenmiş, narsist, kibirli, ego tavan, ip üstünde yürüyen, sinirli, gergin, ergen tavırlı, dolmuş, sabırsız, anlayışsız, patlamaya hazır bir bomba ve devrilmeye hazır çöp kamyonu gibi, burnumuzdan soluyarak dolaşıyoruz !
Toplumumuzda; şiddet, akran zorbalığı, yan baktın, canım öyle istedi, trafik hatası,..... gibi, aslında sebepsiz kavgalar ve cinayetler, niçin bu kadar arttı ?
Niçin bu kadar çok ve sık "psikoloğa gitme ihtiyacı" doğdu sanıyoruz ? Artık bu işler (dinleme, anlama, ilgilenme, çözümleme ve doğru tavsiyelerde bulunma işleri), ücreti mukabili yapılır oldu. Gizliliği de ancak, "profesyonel meslek etiği" ile temin etmeye çalışıyoruz !
Bireyler, çok kalabalık toplum içinde, nefsiyle başbaşa, yâni yalnız kalıyor. İnsanlarımız, insan'sız yetişiyor. İyi örnek de yok, gerçek dost da yok........
Kişilik oluşmuyor,
insân yok oluyor,
insân gibi insân yok !
Alârmlarımız çalıyor.
Vesselâm.
Kadir EROL
5 Mayıs 2026


